‘Bilimin Mevlanası’ olarak anılan Türk Bilim İnsanı Canan Dağdeviren ile Röportajımız

IEEE Türkiye Tanıtım Koordinatörlüğü olarak MIT Technology Review’da 35 Yaş Altı Mucitler arasında yer alan ve Harvard Üniversitesi’nin Genç Akademi üyeliğine (Junior Fellow of Harvard) seçilen ilk Türk olan Canan Dağdeviren ile bir röportaj gerçekleştirdik. Başarılı kariyeri ve projelerinden detayları bizimle paylaşan bilim insanı Canan Dağdeviren’e bu güzel röportaj için minnettarız. Keyifli okumalar dileriz.

 

IEEE ve IEEE Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz?

IEEE, yaklaşık 400bin’i aşkın profesyonel üyesiyle dünyadaki seçkin topluluklardan biri. Geçtiğimiz yıl, IEEE’den davetli literatür taraması çalışması (Invited Review Paper) daveti almıştım. Bu vesileyle makale yayınlama işlevine de yakından tanık oldum. Ayrıca yine IEEE bünyesinde Haziran, 2015’te MIT bunyesinde bir çalıştay düzenledim. Bu çalıştaya kendi alanlarında öncü olan ve gelecek vaad eden araştırmacılar davet edildi, çalıştay konumuz ‘Vücut üzerine giyilebilen elektronik platformlar’ dı.  Bu tecrübeler doğrultusunda IEEE ile çalışmanın büyük bir zevk ve öğrenme süreci olduğunu söyleyebilirim.

IEEE Türkiye’nin düzenlediği bazı konferans ve çalıştay haberleri okumuştum, artan üye sayısı ile Avrupa ve Asya arasında eşsiz bir köprü görevi göreceğini düşünüyorum.

 

Biz IEEE Türkiye olarak sizi yakından takip etmekteyiz ve örnek almaktayız. Biz öğrencilere verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Genç arkadaşlara en başta pes etmemelerini öneriyorum, tutku/aşk ile hayal ettikleri şeye sarılmalarını istiyorum. Soru sormalarını, hayal kurmalarını, plan yapmalarını, literatürü taramalarını, mümkün olduğunca kendilerinden farklı insanlarla iletişim içinde olmalarını tavsiye ederim. Farklı insanlardan en çok bilgiyi öğrenir, olaylara farklı açılardan bakabilme kabiliyeti kazanırız. Kendimizi bizden daha iyi tanıyacak biri yok, o nedenle kendilerine de soru sorup hayattan ne istediklerini sorgulamalarını isterim, arada sırada kendimizle baş başa kalmalıyız. Aldıkları cevaba göre şartlar el verdiği kadar alanlarında iyi hocalarla temasa geçmeleri iyi bir strateji olur. Eğer sevdiğiniz işi yaparsanız, başarısız olma ihtimaliniz çok düşük. Ve asla kendilerini başkalarıyla kıyaslamamalarını öneririm. Model alabilirsiniz, şevk duyabilirsiniz, ama ileri gidip karşılaştırma yaparsanız mutlu olamazsınız- ki farklı olan iki insanı karşılaştırmak bence mantıklı değil.

 

Yakın zamanda Stephen Hawking ile görüşmeniz hakkında ne söylemek istersiniz?

Harvard Üniversitesi’nin Türkiye’den seçilmiş tarihteki ilk genç akademi üyesiyim (Junior Fellow). Her Pazartesi günü Harvard’da akşam yemeklerimiz olur, Nobel ödüllü bilim insanları, alan madalyası kazanmış araştırmacılar ve davetli misafirlerimiz bize eşlik eder. Prof. Hawking de o gece misafirimizdi. Çocukken kitaplarını okuduğum, beni yıldızlarla tanıştıran kişi ile yüzyüze konuşmak, yaptığım çalışmaları anlatmak inanılmaz muazzam bir histi. Güzel anılar biriktiriyorum.

 

Hayallerinize ve buluşlarınıza etki eden önemli olaylar olduğunu biliyoruz. Bunları kısaca bizimle paylaşır mısınız?

Bilim insanları genelde doğadan esinlenirler. Benim çalışmalarım ailemin hastalıklarından esinlerek yapıldı, yapılıyor ve yapılacak. Doktora süresince yapmış olduğum projelerden biri olan ‘giyilebilir kalp pili’ (PZT MEH) benim çocukluk hayalim. Dedem 28 yaşında iken kalp yetmezliği nedeniyle hayata veda ediyor, ben bunu 5 yaşımdayken öğrendim ve hayal yaşımı 28 olarak belirledim. 28 yaşıma gelene kadar kalp sorunları yaşayan hastalar için bir şey yapmak istedim ve kendi çapımda bir şey yaptım. Belki çok ufak bir adım şu an itibariyle ama inanıyorum ki ileride birçok uygulama alanı ile karşımıza çıkacak. Manevi açıdan böyle bir önemi var: kendi hayalimi gerçekleştirdim ve hayalleri olan ama sorgulanan gençlere ayni zamanda örnek oldum. Şu an, Parkinson için bir alet yapıyorum. Bundan sonraki hedefim ise meme ve kolon kanseri.

 

Illinois Üniversitesi’nde geliştirdiğiniz vücut içerisine yerleştirilen ve organların hareketinden enerji toplayan cihazdan biraz bahseder misiniz? Bu projedeki motivasyonunuz neydi?

 ‘Giyilebilir kalp pili’; kalbin, akciğerin ve diyaframın hareketi ile elektrik enerjisi üreten ve bu enerjiyi depolayan esnek ve ultraince piezoelektrik entegre aleti anlatmakta. İnsan vücuduyla uyumlu plastik bir yüzeye tutturulan bu malzeme, saç telinden yüz kat daha ince olup kağıt gibi katlanıp bükülebiliyor. Arizona Üniversitesi Sarver Kalp Merkezi ile yürütülen ortak çalışma ile yapılan esnek alet, kalp boyutları insana yakın olan koyun, dana ve domuz üzerinde başarılı ile denendi. Ayrıca, canlı metabolizmasıyla ile uyumunu kanıtlamak amacıyla yapılan kontrol deneyinde, fare kas hücrelerinin alet üzerinde sorunsuz büyüyebildiği görüldü. 20 milyon kere katlanıp büküldüğünde dahi mekanik olarak sağlamlığını koruyabilen alet, 3.8 volt`luk pile enerji depolayabiliyor. Bu teknoloji, günümüzde kullanılan boyutça büyük, maliyetli, ve kalp ile herhangi mekanik yakınlığı bulunması mümkün olmaya teknoloji için yeni kapılar açıyor. Tamamen esnek, kağıt gibi katlanabilir-bükülebilir alet, kıvrımlı hatlara sahip organlar ile sıkı kontak kurabiliyor. Bu sayede enerji verimliliği yüksek ve organların hareketini sınırlamayan bir sistem oluşturulmuş oluyor. Günümüzde kullanılan kalp pillerinin 5 ile 7 yıl arasında ömürleri var ve pilin işlevini yitirmesi durumunda bütün mekanizmanın riskli bir ameliyatla değiştirilmesi gerekiyor. Fakat, tasarladığımız bu alet ile kalbiniz, akciğeriniz veya diyaframınız, kalp pili için gereken enerjiyi kendisi üretiyor.

Giyilebilir olması, gerçekten de vücut ile uyumlu olması anlamına geliyor. Alışılmışın dışında bir tasarım bu. Kalın, kıvrımsız, esnek olmayan bir elektronik alet, esnek ve yumuşak olan biyolojik sistemler üzerinde hiç bir problem yaratmadan ‘giyilebiliyor’.

Bu proje yaklaşık üç yıl sürdü. Başlarda hızlı gidebilmek için yalnız çalıştım, olguyu gerçekleştirmeye çalıştım. Daha sonra gittiğim yolda uzun yol alabilmek için kendi takımımı kurdum, tam 6 öğrencim vardı. Harika bir takım çalışması gerçekleştirdik.

 

Türkiye’de sürdürdüğünüz araştırmalardan sonra dünyanın en prestijli üniversitelerinde çalıştınız. Lisans düzeyinde gördüğünüz eğitimin akademik hayatınıza etkisi nasıldı?

Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümü gerçekten de çok zorlu bir program, fakat çok değerli hocalarım oldu, şanslıydım. Kaliteli bir eğitim aldığımı düşünüyorum. Aldığım karma eğitimin verdiği üretkenlik, esneklik ve aynı probleme farklı açılardan bakabilme kabiliyetinin bana çok şey kattığını düşünüyorum. Özellikle kazandığım analitik düşünme gücü, deney yapabilme/tasarlama kabiliyeti Hacettepe Üniversitesi’nde kazandığım niteliklerdir.

Devlet üniversitesinde tecrübe ettiğim maddi destek eksikliğini, Sabancı Üniversitesi’nde neredeyse hiç yaşamadım. Hem öğreten hem de öğrenen bir birey olmayı yaşadığım bir üniversiteydi, çok mutluydum. Hayalimdeki aletleri yapabiliyordum fakat istediğim gibi vücut ile entegre edebilmem mümkün değildi. Esnek giyilebilir aletler çalışan araştırmacıları araştırmaya başladım ve Prof. John A. Rogers’ı buldum. Hatta kendisiyle 2008 yılında Boston, ABD’de yapılan bir konferansta yüzyüze tanıştık, sunumunu dinledim ve kendi sunumuma davet ettim. Yine önyargıların ve eleştirilerin tersine, gideceğim okulu değil, çalışacağım hocayı seçmiştim.

Daha sonra, doktora eğitimim için burs arayışına başladım. Direk hocadan da burs alabilirdim fakat akademik olarak özgür olmak finansal açıdan da özgür olmayı gerektiriyordu, özellikle doktoranın ilk seneleri için, kendini ispat edene kadar. 2009’da ilk defa verilmeye başlanan Fulbright Doktora Bursu’nu kazandım ve The University of Illinois at Urbana, Champaign’de (UIUC) Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümünde doktora eğitimine başladım. Tahmin ettiğim gibi doktora hocam, Prof. John A. Rogers, farklı bir konu üzerinde çalışmamı istiyordu, yapmak istediğim şeyi grubunda önceden yapmış biri yoktu, aslında derinlemesine bakarsanız hayalimdeki konsept henüz hiç kimse tarafından yapılmamıştı. Rogers, beni kararlı görünce ve maddi olarak özgür de olduğumdan istediğim projeye başlamama izin verdi. 5 yıl sürecek kişisel savaşım başlamıştı.

 

Bu güzel röportaj için Canan Dağdeviren’e çok teşekkür ediyor, kendisine akademik kariyerinde başarılar diliyoruz.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir