NASA’da çalışmalarını yürüten Türk Astrofizikçi Dr. Umut Yıldız Röportajı

NASA’da çalışmalarını yürüten Türk Astrofizikçi  Dr. Umut Yıldız ile sizlerden gelen sorularla röportajımızı gerçekleştirdik. Sorularınızın cevaplarınızı bu yazımızda bulabilirsiniz. Bize bu fırsatı veren Sayın Dr. Umut Yıldız’a çok teşekkür ederiz.

IEEE ve IEEE Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz?

IEEE, Dünyanın en büyük profesyonel meslek örgütlerinden birisi olduğundan elbette düzenlediği konferanslar ve  yaptığı aktiviteler vs hep gözönünde oluyor. Ben de geçen yıl meslek olarak büyük oranda astrofizikten, derin uzay iletişim mühendisliği alanına kaydığımdan dolayı artık IEEE ile daha da yakınlaştım. Yerel olarak IEEE Türkiye’nin varlığı bence çok önemli. Gördüğüm kadarıyla her geçen gün birçok Türk üniversitesinde IEEE üniversite kolu açılıyor ve aktiviteler düzenliyorlar. Bizim zamanımızdaki öğrenci kulüplerinin ulaştıklarıyla ve yaptığı aktivitelerle bugünü karşılaştırdığımda çok büyük farklar var artık. Bu beni çok mutlu ediyor.

 

Biz IEEE Türkiye olarak sizi yakından takip etmekteyiz ve örnek almaktayız. Biz öğrencilere verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?

 

Teşekkür ederim, örnek alınacak bir şeyler yaptığıma inanmıyorum. Ben sadece öğrenci arkadaşlarla muhabbet etmek, onların hayallerini dinlemek, belki o hayallerine giden kapının önünde küçük bir çakıl taşı varsa kaldırmalarına yardımcı olmaya çalışıyorum, bu da beni çok mutlu ediyor. Tavsiye verebilecek birisi olduğuma inanmıyorum ama kendi deneyimlerimden söyleyebileceğim birkaç şey olabilir. Ben vaktiyle uzay ile ilgili meslek planları yaparken çevremdekiler bunun realitelerden uzak olduğunu düşündüğünden “ya sen şimdiden zıplamaya başla anca çıkarsın” tarzı eleştiriler yaparlardı ya da “iyi devam et, nasılsa bir süre sonra gerçekleri sen de göreceksin” diye kendi halime bırakırlardı. Ben çok önceden bu hedefimi belirlediğim için hayallerime devam ettim ama elbette kolay olmadı. Çok zorluk çekiyorsun ama bunlar hoş bir anı olarak deneyim hanesine yazılıyor ve ileride kullanabiliyorsun. Belki de en önemlisi bu zorlukları gördüğünde pes etmemek, çünkü iyi şeylere ulaşmak her zaman zordur. Ben de zaten zaman zaman pratik tavsiyelerimi sosyal medyadan, özellikle Periscope ve YouTube üzerinden vermeye çalışıyorum.

 

Her uzaya çıkana astronot mu deniyor, tam olarak nedir?  Astronot olmak ister miydiniz ?

 

Astronot, tanım olarak insanlı uzay programı kapsamında eğitim görüp bu alanda yetiştirilen, sonrasında uzaya çıkarak pilot, takım üyesi, bilim insanı vs gibi mesleğini icra eden insan olarak tarif edilir. İlk olarak 1961 yılında Vostok programıyla giden Yuri Gagarin ile başlayarak bugün itibariyle 552 kişi uzaya çıkmışlardır. Son yıllarda çıkan astronotlar, Uluslararası Uzay İstasyonunda görev yapan astronotlardır. Bundan öte özellikle son yıllarda birçok özel şirketin çalışmaları sonucu uzay turizmi gündeme geldi. Temel olarak bu yolculukları yapan insanlar da, Von Karman uzay sınırı olarak kabul edilen 100 km’ye kadar çıkıp, sadece birkaç dakika Dünyanın eğimini görüp, sonra yere inecekler (evet bu aralar bayağı çok “düz Dünya” videoları paylaşılıyor ama Dünya gerçekten yuvarlak :)). Bunlara da uzay turisti deniyor. Bugüne kadar sadece 2004 yılında SpaceShipOne aracı ile Mike Melvill ve Brian Binnie 100 km üstüne çıkarak ilk ticari astronot olmuşlardır. Henüz hala diğer özel uzay şirketleri aynı başarıya ulaşamadıklarından uzay turizmi henüz başlayamadı ama eli kulağındadır dıye bekliyoruz. Güncel bir bilgi olarak da, yakın zamanda Mike Melvill’in bir konferansına gitmiştim. Virgin Galactic, SpaceShipOne’i satın aldıktan sonra daha konforlu ve 8 kişi taşıyabilen SpaceShipTwo inşa ediyor. Ama konfor fazladan ağırlık getiriyor ve ağırlık da uzaya çıkışı hem zorlaştırıyor, hem de maliyeti artırıyor. 2014 yılındaki SpaceShipTwo kazasından sonra da çalışmalar yine devam etse de zengin turist taşıyacaklarından dolayı güvenlik daha da öne çıktı, yoksa her ne kadar adrenalin isteyen müşterileri de olsa, malum güvenlik olmayınca vazgeçme ihtimalleri çok yüksek olur. O nedenle birkaç sene beklemeyin bile demişti. Diğer şirket XCOR ise mali sorunlar yaşadığından dolayı şimdilik süresiz olarak çalışmalarını durdurduklarını duyurmuştu ama maddi sorunlarını aştıklarında yeniden başlayacaklarına inanıyorum. SpaceX bildiğimiz kadarıyla Dragon kapsülü ve Boeing de Crew Space Transportation (CTS) modülünün çalışmalarına devam ediyor. Kısaca önümüzdeki birkaç sene çok heyecan olmayacak gibi duruyor.

 

Biz ne zaman uzaya çıkacağız Umut Abi? Neden bir Türk astronot yok ? Bir umut var mı?

 

Biz nasıl çıkacağız sorusunun birkaç cevabı var. Yani birkaç farklı yöntem var aslında. Birisi uzay turisti olarak, uzay turizmi yapan şirketlere bir Türk vatandaşı para vererek 100 km olan uzay sınırına çıkabilir ve orada birkaç dakika kalabilir. Sanırım en hızlı ve en kolay yöntem bu, ama henüz bu şirketler de yolculuklara başlamadı. İkincisi, Türk devleti bir astronot yetiştirir, ISS’in maliyetine katkıda bulunur (günlük maliyeti 10-20 milyon dolar arasında) ve bu astronot ISS’de belli bir süre görev yapabilir. Bunun için devletin ciddi bir bütçe ayırıp belki onlarca yetişmiş insan ile birlikte çalışması gerekir, bunu yakın bir gelecekte öngörmüyorum. Üçüncüsü ve en zoru da, Türkiye kendi astronotunu kendi roketi ve imkanlarıyla gönderir ki ben bu ihtimali önümüzdeki en az 30 sene görmüyorum. Çünkü bunun için yetişmiş birkaç nesil insan, devlet iradesi ve büyük bütçe ile uzay politikası belirli olması gerekir. 30 sene de kafadan attığım bir rakam, 50 sene de olabilir, çünkü şu anda bir plan olmadığından zaten buna hiç şans yok da, belki gelecek hükümetler bir şekilde bilimi ve uzayı ciddi desteklerse ancak o zaman olur. Hemen morali bozulanlar olabilir ama realistik bakınca 1961’de ilk insan uzaya gitti ve şu an 2017, üzerinden 56 yıl geçmiş ve hala bir astronotumuz bile yok. Teknoloji yok mu, var ama bu işler kolay değil, yetişmiş binlerce, onbinlerce insan gerekiyor. Bizim bilim ve mühendisliği ideal olarak çalışmak isteyen insanları bugünden heveslerini kırmadan destekleyerek devam etmemiz gerekiyor.

 

Büyük veri konusunda kendimi geliştirmek istiyorum, neler yapmamı önerirsiniz?

 

Özellikle geçen sene kendimi büyük veri ve veri bilimi konusunda geliştirmek için çok çalıştım. Aslında o zamanlar bu büyük veri furyası beni de yakalamıştı ve astrofiziği bırakıp büyük veri üzerinde çalışmak istiyordum. Hatta birçok büyük veri çalışan firmalara veri bilimcisi olarak başvurdum ama hepsinden red almıştım 🙁

Olayın aslı, aslında birçok küçük veya büyük şirketin bir şekilde müşterilerinden veriler toplaması ama bu verileri analiz etme ihtiyacı hissetmemesi veya verileri kullanma vizyonunun olmamasından kaynaklanıyordi. Son zamanlarda Google ve Facebook gibi veri toplayan birçok şirket veri analizini daha çok müşteri toplamak ve kazanç sağlamak için kullanmaya başlayınca bir anda büyük veri furyası doğdu ve makine öğrenmesi ve derin öğrenme metodlarıyla daha da gelişti. Aslında büyük veri belki birçok şirkette uzun yıllardır vardı ama bunu yeterli kullanmamışlardı. Öte yandan özellikle bizim gibi astrofizikçiler, teleskoplardan gelen verileri almaya ve analiz etmeye doğal olarak alışkın olduklarından birçok astrofizikçi arkadaşım veri bilimi alanına kaydı. Şu anda da halen özellikle temel bilimlerde master veya doktora yapan, verilerle haşır neşir araştırma yapmış olanlar bu alana hızlı girebiliyorlar. Haa, ben niye hiçbir yere giremedim derseniz, ABD’de malum telefonda mülakat denen birşey var ve özellikle birçok şirketin insan kaynakları hala veri bilimcisi nedir, ne iş yapar bilmediğinden, herhangi bir yazılım mühendisini ise alırken sordukları standart sorular soruyorlardı. Bilakis veri bilimi, yazılımı bilmeyi gerektirmesinin yanında istatistik ve matematik bilgilerini de gerektirir. Öyle olunca telefon mülakatında hızlıca kod yazmam isteniyordu ve ben de bir kulağımda mülakat yapanın nefesinin sesi başımda olduğunda birkaç dakikada kod yazamadım. Ama işi bilen şirketler, örneğin Google gibi, gerçek veri bilimcisi mülakatı yapmışlardı, ama o sırada çok başvuran olduğundan elenmiştim.

 

NASA nasıl yönetiliyor? Şirket gibi belli bir CEO modeliyle mi yoksa diğer devlet kurumları gibi tamamen devlete bağlı ve atanan yöneticiler tarafından mı?

NASA gayet bir devlet kurumu ve devlet kurumu gibi yönetiliyor. Malum henüz yeni ABD Başkanı değiştiğinden de üst yönetim de tümüyle değişecek. Hatta bir devlet kurumunun da en büyük özelliği nedir derseniz, ilk olarak direkt bürokrasi gelir 🙂 Evet, bürokrasi yaşamımızın bir parçası, sadece JPL’de 5000 kadrolu olmak üzere 7500 personel çalışıyor ve 80 yıllık bir deneyim sahibi olduğundan her şey çok programlı ve düzenli. Öte yandan her merkezi farklı bir alanda uzmanlaşmış durumda. Kimisi astronot yetiştirirken, kimisi roket teknolojileri çalışıyor, örneğin JPL’de de diğer gezegenlere robot tasarlayıp gönderiyor. Şu ana kadar Mars’a inip başarılı bir şekilde çalışan roverları sadece JPL yaptı. Farklı bir bakış açısı da NASA’nın 11 merkezi arasında da belli bir rekabet var. Belli bir misyonu yapmak için ya da o misyona bir parça yapmak için içeriden yarış oluyor. En iyi olan merkez kazanıyor.

 

NASA’ya nasıl girdiniz?

NASA’da bildiğim kadarıyla 18000 kişi çalışıyor ve inanıyorum ki her birinin girişi ayrı bir hikayedir. NASA bir devlet kurumu olduğu için elbette ABD vatandaşları ile yabancı vatandaşların başvuruları çok farklı. Ben Hollanda’da doktoramı bitirdikten sonra astrofizikte doktora sonrası çalışmamı yapmak için başvurdum. Ama başvurduğum hoca ile zaten Hollanda’dayken 3 sene beraber çalışıyorduk ve beraber makale yazmıştık. Öyle olunca kendimi tanıtma diye birşey ile uğraşmadım, sadece pozisyon ve fon çıkmasını bekledim ve çıkınca da gelmiş oldum. Ama websitesinde de birçok pozisyon olsa da ABD vatandaşı olmayanlara da açık bazı pozisyonlar olabiliyor, takip etmek lazım, belki bu şekilde de birilerine fırsat doğabilir.

 

Türkiye’deki astronomi ve uzay çalışmaları yeterli mi?

Elbetteki yeterli değil. Astronomi ve uzay çalışmaları genel olarak gayet pahalı bir bilim dalı ve bunu yapabilmek için ciddi bütçeler gerekiyor. Ve tabii herşeyden önce yetişmiş insan gerekiyor. Bence öncelikle toplumda bilim ve sanat kültürü oluşması gerekiyor, böylece aileler çocuklarını hızlı veya garanti para getiren mesleklere yönlendirmekten öte insanlık için ben de katkıda bulunmalıyım diyen bireylere dönüştürmeli. Uzay çalışmaları sadece birkaç astrofizikçinin binlerce ışık yılı ötede bir yıldızın, galaksinin yapısını incelemesi demek değil, buna ek olarak bunu incelemek için icat edilen teknolojiler de günlük hayatımızın parçası. Örneğin her gün onsuz yaşayamadığımız WI-FI’in icadının Avustralya’da radyoastronomların, radyo dalgalarının yansımasını önlemek için geliştirilen bir hızlı çip sayesinde olduğunu biliyor muydunuz?

 

NASA’da Türk çalışan olmanın size bir kolaylık ya da zorluğu oluyor mu? Oluyorsa nelerdir?

NASA’da 3.5 yıldır çalışıyorum ve Türk olduğumdan dolayı bugüne kadar ne hiçbir sorun, ne de ayrıcalık yaşamadım. Burada zaten birçok yabancı veya yabancı asıllı insan var. Kimsenin kimseye iş harici olumsuz bir yorum yaptığını ne duydum, ne de gördüm. Çalıştığınız projede bütçe olduktan sonra ve işinizi de iyi yapıyorsanız burada çalışmak çok zevkli.

 

Geçtiğimiz günlerde Schiaparelli modülü  Mars’ta kayboldu. Bu modül Mars’taki yaşamı araştıracak uzun vadeli bir projeydi ve büyük önem taşıyordu. Okuduğum habere göre ise modül epey hasar almış ve görünene göre araştırmayı epey sekteye uğratacak gibi. NASA olarak sizin Mars’ta böyle modülleriniz var mı? Yasama dair önemli bulgulara rastladınız mı? Bunlar nelerdir?

Olay olduktan sonra bununla ilgili bir Periscope canlı yayını yapmıştım, başlığını da Mars’ta lanet mi var diye yazmıştım. Yorumlardan biri de, bu nasıl başlık, bilim insanları bu tür kelimeleri nasıl kullanır tarzında bir yorum hatırlıyorum. Aslında buralarda kullanılan “Mars curse” denen bir şey aslında. Hiçbir ülke Mars’a ilk seferde yörüngeye oturamaz ve hele ki Mars’a sağlam bir şekilde iniş yapamaz diye uzun yıllardır bir öngörü var. Bunu ilk defa Hindistan yendi ve gönderdiği uzay aracını Mars yörüngesine ilk seferde soktu. Tabii bu başarıda NASA’nın büyük payı var çünkü navigasyonda çok yardımcı oldular ve NASA’nın onyıllardır kazandığı deneyimi kullandılar ve başardılar. Bugüne kadar hala Mars’a sağlam bir şekilde inen sadece ABD var ve buraya inen robotları da JPL yaptı. Her ne kadar JPL, ESA ile ortak birçok projede çalışıyor olsa da ESA, ExoMars misyonunu Ruslar ile beraber yaptı. Sonuç olarak iniş sırasındaki birkaç saniyelik gecikme bile Schiaparelli modülünün Mars’a çarpmasına neden oldu. ESA, “Schiaparelli bir testti zaten, asıl misyonumuz başarılı” dese de elbette moral bozucu, çünkü test başarılı olamadı. Bu tür masraf ve uzun zaman harcayan testler basit testler değil, buradaki başarı yarın insanlı Mars yolculuklarının inişleri için de cesaret verecek. Kısaca hala bu Mars laneti devam ediyorsa, insanlı Mars yolculuğu planlarını da doğal olarak etkiler.

 

Mars’ta yaşama dair hala hiç bir bulgu yok, gerçekten de orada kaşık bulsak saklamayız. Hatta zaten amacımız bu, keşke Mars’ta bir yaşam bulsak, eminim ki NASA’nın kapısına altın harflerle “Biz Bulduk” diye yazardık herhalde 🙂

 

Elon Musk’ın Mars’ta yaşam vaadi ne kadar gerçekleşebilir ve bu konu Nasa’da nasıl yorumlanıyor?

Elon Musk bence gerçek bir vizyoner, ama parası olan bir vizyoner. Böyle olunca istediği şeyleri yapmak için rahatlıkla riske girebiliyor ve kaybetse de kişisel servetinden büyük bir kayıp olmuyor. Geçen sene yeniden kullanılabilir roketlerle Mars’a nasıl kısa zamanda gidilir ve orada koloni kurulur şeklinde bir sunum yaptı ve büyük olay oldu. Evet, fikirler güzel, aslında bir nevi teknoloji de var ama henüz bu teknoloji hem verimli değil hem de aşırı maliyetli. Takdir edersiniz ki hele insan göndermek, bir robot göndermekten çok çok daha zor. Bence Elon Musk, daha çok planlarını mühendislik üzerinden yapıyor ama oraya gidecek astronotların radyasyondan korunarak hayatta kalabilmeleri, orada yaşayacak yer inşa edebilmeleri, hava, su bulmaları veya üretmeleri çok büyük sorunlar. Bu konulara da, Mars’a gidecek teknoloji üzerinde çalışmanın yanında titizlikle çalışılması gerekiyor. Uluslararası Uzay İstasyonundaki deneyler ile NASA, üniversiteler ve enstitüler bu araştırmaları hızla devam ettiriyorlar ama bence hala vakit var. Sonuçta önemli olan Mars’a insan göndermekten öte Mars’a canlı insan göndermek. 🙂

 

Türkiye’deki mühendislik öğrencilerine önerileriniz nelerdir ?

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, Dünya global bir köy oldu ve insanlar hayallerindeki işi, projeyi yapabilmek için uzak da olsa mekan değiştirmekten çekinmiyorlar. Ve o kadar çok ve ilginç konular var ki gelişmiş ülkeler disiplinlerarası çalışmalara çok önem veriyorlar.

Onlara önerim mekan değiştirmekten çekinmesinler, çünkü fırsatlar her yerde ve tek bir alan üzerinde sabit kalmasınlar, farklı alanları da okuyup vizyonlarını geliştirsinler. Üniversite sırasında da önerilerimi uzunca anlattığım birkaç YouTube klibim var, vakti olanların izlemelerini tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/playlist?list=PLln6pX_B3wi_LdO897btfE-LFevFWMiiI

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir